
Emeklemeden Yürünmez!Ege'yi görmeyeli iki hafta olmuştu Çandarlı'ya gittiğimde. Ben giderken emeklemeye çalışıyordu. Şimdi ise yürümeye çalışıyor!! En acı sürpriz Cuma akşamı Moskova dönüşü Ege'yi kucağıma alır almaz ağlamaya başlamasıydı. O gece beni her gördüğünde ağladı. Anlaşılan 15 gün beni unutmasına yetmişti. Neyse ki, Cumartesi sabahı tekrar tanıştık ve çok güzel iki gün geçirdik.
Ege artık mükemmel şekilde ve çok hızlı emekliyor. Yani gözümüzü üzerinden ayırmamamız gereken zamanlara başladık. Emeklemenin yanında koltuklara tutunup ayağa kalkmaya bile başladı. Tutunarak yürüme denemeleri yapıyor. Yanda görüldüğü üzere artık ayakta pozlar da veriyoruz.
Yiyecekleri iyice çeşitlendi. Normal anne sütü tüketimi devam ederken, buna sabahları, yumurta sarısı, peynir, bisküvi den oluşan kahvaltı, öğlenleri meyve, akşamları da tarhana çorbası eşlik ediyor. Bu kadar beslenmenin tabii sonucu olarak da hiç yerinde durmuyor bizimki.
Bu arada Antalya'dan sonra İzmir'de de annemle babam Ege ile çok güzel vakit geçirdiler. Hatta benim orada olduğum haftasonu halası da geldi İzmir'den. Bu cuma Ege annesiyle Ankara'ya geliyor. Benim hasretim bitiyor sıra Antalya ve İzmir tayfasında.

Yandaki fotoğrafta da Ege'yi büyükannesi ile görüyoruz. İşte ailemizin en yaşlısı ile en genci birarada.
Geçen hafta Ege ve Görkem de birlikte zaman geçirme fırsatı buldular. Bu öğlen bana anlatıldığına göre Ege'yi Görkem'in sırtına bindirmişler, atçılık oynamış bizimkiler :)
İki aylık gezintiden sonra sanırım kendi evini biraz yadırgıyacak Ege. En çok da kalabalığa bu kadar alıştıktan sonra yalnız ben ve Arzu yetmeyeceğiz diye korkuyorum. Artık iş bize düşüyor.
Ne diyelim şu Cuma gelse de artık kavuşsak...
Ege'nin Antalya'dan İzmir'e Uçuşu ve İzmir günleri
Arzu ile Ege 30 Haziran'da Antalya'dan İzmir'e uçtular. Böylece Ege ilk uçuşunu henüz 5,5 aylıkken yapmış oldu. Bu performansı ile annesine bayağı bir fark atmış oldu tabii. Çünkü bu Arzu için de bir ilkti. Üç haftalık aradan sonra görüştük oğlumla. Çok değişmişti. Artık bıraktığımız yerde durmuyor, ya yuvarlanıyor ya da kendini ileri oğru atmaya çalışıyordu.Cumartesi, Pazar iki düğün birden yapıp (Pınar'ı Cem'le evlendirdik, Görkem'de sünnet oldu) hemen Çandarlı'ya gittik. Her ne kadar bir haftalık Çandarlı tatili benim için fırtınalı hava yüzünden hayal kırıklığı olduysa da Ege ile birlikte olmak üzüntümü unutturdu. Bu bir hafta içinde dahi emekleme denemeleri oldukça ilerledi. Ona evin salonunda genişçe bir emekleme sahası oluşturduk. Üzerine de oyuncaklarını serpiştirdik. İçlerinde en sevdiği ise Begüm Teyzesinin Amerika'dan yolladığı resimde görülen, ne olduğunu bizim bile çözemediğimiz oyuncaktı. Sanırım onunla bu kadar ilgilenme sebebi onunda bu şeyin ne olduğunu çözememesi :)
Tatilin sonundaki haftasonunda ise Çandarlı nüfusu bayağı arttı. Pınar ve Cem, Işık ve Koray Serkan ve Özlem de geldiler. Haa bir de Görkem abisi geldi tabii. Şimdilik Ege'yi sevdi diyebiliriz. Bakalım biraz büyüyünce araları babasıyla ben gibi iyi olacak mı?Beni en çok şaşırtan şey Ege'nin daha bu kadar küçükken dahi etrafındaki her şeyle bu kadar kolay iletişime geçmesi. Bir kere her şeye müthiş bir merak ile yaklaşıyor. Bakışları hep merak yüklü. Tabii eline geçen her şeyi emmeye çalışması da var. Aşağıdaki resimde de annesinin eline saldırmaya hazırlanırken görüyoruz kendisini.
Ege'nin şu anda dayanamadığı tek şey araba ile gezinti. Arabasıyla gezintiye çıktıktan yaklaşık beş dakika sonra her koşulda uykuya dalıyor beyefendi.
Şimdi Ege ile annesi Temmuz sonuna kadar Çandarlı'da kalıcaklar. Annem ve Babam torunları ile bol bol vakit geçirecekler. Ağustos'tan itibaren Ege Bey'in Ankara günleri başlayacak. Leyleği havada görmüş mübarek.
Son olarak annemin ben küçükken dahi söylediği "bu arabayı saklıyacağım, senin oğlun oynıyacak" kehaneti en sonunda gerçek oldu. Resimde benim "mavi mersedes"imle oynayan oğlum görünmekte...