Ege

Wednesday, October 15, 2008

Ege telefonla konuşuyor.

Ege bir süredir telefonla konuşuyordu. Ama dün ik defa gerçek bir telefo konuşması yaptı.
Önceleri kulağına koyduğu makinadan gelen sesleri anlayamıyor, bize noluyo diye bakışlar atıyordu. Genellikle bizim onu yönlendirmemiz ile konuşuyor bu da telefonun iki yanında ayrı şeylerden bahseden taraflar olmasına yol açıyordu.

Dün akşam ise..

Adam aldı telefonu konuştu babannesi ile. Babannesinin dediklerini bize söyledi ona cevaplar verdi felan.

Yalnız hala bir hatamız var. Telefonu ona buna tutup, "bak uçağıma, bak tuvalete" gibi cümleler kurması. Eee yeni nesil telefondan önce msn videocall ile tanışınca telefonun da etrafı göstermek için kullanılabileceği yanılgısına kolayca düşüyor.

Tuesday, June 03, 2008


Ege ve Yeşil Uçurtması

Geçen hafta Cuma günü oğlumla Ankara Ahlatlıbel'de bir öğleden sonra geçirdik. Yolda giderken başladı "ben yeşil uçurtma istiyom" demeye. Şanslıymışız ki gerçekten de bi yeşil uçurtma bekliyormuş bizi orda. Hemen aldık. Ege çok keyif aldı, uçurtma uçurmaktan. Ama kelimenin tam anlamıyla "uçurmaktan" bahsediyorum. Ege genellikle elindeki ipi bırakıyor, ben ve oraya pikniğe gelmiş abileri ablaları arkasından koşuyorduk. Beyimiz de kahkahalarla gülüyordu halimize. Uçurtma dışında neler yaptık? Parkta "dönmeli" kaydıraktan kaydık, salıncakta sallandık vesaire.

Ege artık demek istediklerini diyecek kadar konuşabiliyor. Size bir kaç örnek vereyim:

Örnek1: "Baba kumandalı uçak olalımmm!" Bu söylendiğinde Ege'yi bir omzunuza yere yüzü bakacak şekilde alıyorsunuz ve iki kolunu yana açarak uçak sesi eşliğinde evi dolaşmaya başlıyorsunuz, her iniş sonrası: "Baba, bi daaa!!" serzenişi ile işlem tekrarlanıyor. Tek dezavantajı bir gün sonra ağrımaya başlayan kol kaslarınız :)

Örnek2:"Ege Babayı bu takarrr (kadar) seviyooo" eller iki yana alabildiğine açık bir şekilde yapılır. Aman yanlış olmasın.

Örnek3: "Bir gün bir gün bir çocukk, eve de gemiş kimse yokk, açmış bakmış dobalı (dolabı) ,şeker de sanmış ilacııı" Ne ettiysek bir türlü dolap dedirtemedik kerataya. Hipopotam'ı sorunsuz söyleyen dil dolap derken dönmüyo bi türlü. :)

Ege yaklaşık bir aydır, haftada üç gün yarımşar gün olmak üzere kreşe gidiyor. İlk başlarda biraz ağladı alışamadı. Ama ikinci haftadan sonra alışmaya başladı. Şimdi akşamları okul maceralarını anlatıyor bize.




-Okul'da Tan vardı, Tuna vardı, Damla Öğretmen vardı.
-Tuna Ağladı mı oğlum?
-Ağladı.
-Tan ağladı mı oğlum?
-Ağladı.
-Pekii sen ağladın mı Ege?
-Ağladım.


Kısacası çok özet bilgiler alabiliyoruz. Ama olsun başladık bi kere. İletişimin azı çoğu olmaz.
Şimdilik bu kadar. Herkese Sevgiler..

Tuesday, December 12, 2006

Ege'nin Habitat'ı Genişliyor

Ege yaşına basmadan yürümeye başladı. Bu da artık eve sığmaması ile sonuçlandı. Annesiyle haftasonları parklara, alışveriş merkezlerine gidiyoruz. Ege de bizimle büyük adammış gibi yürüyor.


Gerçi Ankara'nın soğuğundan korumak için giydirdiğimiz şeyler yürümesine biraz mani olmuyor değil. Ama bunu pek önemsediği söylenemez.

Bu aralar akşam eğlencelerimizin en önemlisi "saklambaç" oynamak. Ege bizden biz ondan saklanıyoruz. Tabii boy kısa olduğu için evdeki herşey, koltuklar kapı arkaları, mükemmel saklanma alanları. Ne zaman karşısına çıksak müthiş bir heyecanla tepki veriyor ve çok eğleniyor.

Geçen akşam şöyle bir oyun oynadık: Ege karşımda otururken, arkamda sakladığım oyuncak köpeği havlatarak yanına götürüp karnından gıdıklıyordum. Her seferinde sağ elimde önüme getirdiğim köpeği, bir seferde ters taraftan getirdim. Önce boş gelen sağ elimi gördüğündeki şaşkınlığı sonra da sol elimdeki köpeği gördüğündeki kahkahaları artık büyüdüğünü ve her türlü oyunu oynamaya hevesli olduğunu çok net gösteriyordu.

Tabii her şey bu kadar güllük gülistanlık değil. Geçen akşam burun tıkanıklığı nedeniyle annesini de beni de ayağa dikti. Hasta değil ama nasıl olduysa burnu tıkanmış. Bu gece daha iyiydi.

Şimdi heyecanla İzmir'den dedesiyle babaannesinin gelmesini bekliyoruz. Bu bayram bizim için tam bayram olacak.



Saturday, December 02, 2006

Ne var bu kapakların ardında ?!!
Ege evde boyunun yettiği tüm kapaklara saldırıyor. Engelleyemiyoruz efendim, yapıyor.

Yaptıktan sonra da yukarıda görüldüğü üzere pişkin pişkin gülüyor.

Bir akıl fikir verin, durduralım şunu... Posted by Picasa

Sunday, November 05, 2006


Kasım'ın dördü. İlk kar yağdı Ankara'ya !

Oldukça uzun bir süre olmuş buraya yazmayalı. Ege büyüdükçe fırsat bulmak da zorlaşır oldu. Aradan geçen bu üç ay içinde Ege, bayağı büyüdü. Artık adım atmaya çalışır oldu. Hatta iki gün önce ilk adımını attı!!

Bayram'da İzmir'e gittik. Orada Ege'nin
yaşlarında bir sürü bebeğin aramıza katıldığını gördük. Aşağıda bu güzel ve yakışıklı misafirlerimizin fotoğraflarını sıraladım.

Kimler mi bunlar:


Oya ile İlker'in oğlu Arda.














Derya ile Volkan'ın kızı Damla.














Betül Abla ile Tuncay Abi'nin oğlu Alper.











Sevda ile Bülent'in kızları Azra.















Bayram tatili bize de çok iyi geldi. İlk defa Ege'yi evde annemlere bırakıp gezmeye çıktık. Kordonda geçirdiğimiz akşam gerçekten güzeldi.










Ege, bu aralar Görkem'in yürüteciyle ev içinde keşif gezileri yapmakla meşgul. Sınır tanımadan her yere gitmeye çalışıyor. Hatta bıraksak kapıdan çıkıp ufak bir apartman turu bile atacak. Yandaki yüz ifadesi de halinden duyduğu memnuniyetin bir ifadesi sanırım.










Bu seferki yazı biraz fotoğrafa boğuldu, farkındayım. Ama yandaki şu "bremen mızıkacıları" temalı çalışmayı katmadan geçemezdim. :) Görüşmek üzere.

Friday, August 11, 2006


Bizim tilki dükkana döndü.


Eee o kadar gezdi tozdu Ege Bey, ama artık kendi evinde. İlk başlarda bir iki gün yadırgadı yerini ama çabuk alıştı yatağına ve salondaki oyun alanına. şimdilerde uykusu mayalanınca bırakıyoruz yatağına bir yanına dönüp hemmen uykuya dalıyor.

Ege'ye yeni oyuncaklar aldık. Doktor bir kaç tip oyuncak tarif etti, biz hepsinden aldık. Ancak şu ana kadar hiç birini amacı doğrultusunda kullandığına şahit olmadık. Bir küpümüz var mesela, üzerinde yuvarlak, üçgen, kare ve yıldız şeklinde delikleri olan. Yine bu şekillere sahip nesneleri var oyuncağın. bu nesneleri küpün içine sokacakmış çocuk, amaç bu... Amaç bu da Ege napıyor hepsini ağzına sokuyor! Nasıl olsa ağzımız istediğimiz şekli alıyor zorlanmadan ne gereği var kafa yormaya :)

Akşamüstleri annesiyle gezmeye çıkıyor Ege. Ben de iş çıkışı katılıyorum onlara. Haftada bir iki de babamlara gidiyoruz. Bu sıralar hüküm süren sıcaktan kaçmanın en iyi yolu babamların bahçesi.

Ege'yi şimdi uyutabildik. Yine tüm cephanemizi harcamak zorunda bıraktı bizi. Oda karanlık olacak, ağzında emzik olacak, saç kurutma makinası açık olacak (makinadan gelen vınlama sesi uykusunu getiriyor beyefendinin), şöyle konforlu bir omuz olacak ki kafamızı koyup uyku alemine sorunsuz bir geçiş yapabilelim.

Bu aralar en önemli konumuz Ege'ye bir bakıcı bulmak... Biliyorum bu blogun okuyucuları çoğunlukla İzmir'de, ama Ankara'da olup da hala bakıcı aradığımız bilmeyen varsa ( olur a ) , işte buradan duyuruyorum, Ege'ye haftaiçi gündüzleri bakacak bir bakıcı arıyoruz, biline..

Bir iki hafta sonra görüşmek üzere efendim..

Wednesday, July 26, 2006


Emeklemeden Yürünmez!


Ege'yi görmeyeli iki hafta olmuştu Çandarlı'ya gittiğimde. Ben giderken emeklemeye çalışıyordu. Şimdi ise yürümeye çalışıyor!! En acı sürpriz Cuma akşamı Moskova dönüşü Ege'yi kucağıma alır almaz ağlamaya başlamasıydı. O gece beni her gördüğünde ağladı. Anlaşılan 15 gün beni unutmasına yetmişti. Neyse ki, Cumartesi sabahı tekrar tanıştık ve çok güzel iki gün geçirdik.

Ege artık mükemmel şekilde ve çok hızlı emekliyor. Yani gözümüzü üzerinden ayırmamamız gereken zamanlara başladık. Emeklemenin yanında koltuklara tutunup ayağa kalkmaya bile başladı. Tutunarak yürüme denemeleri yapıyor. Yanda görüldüğü üzere artık ayakta pozlar da veriyoruz.

Yiyecekleri iyice çeşitlendi. Normal anne sütü tüketimi devam ederken, buna sabahları, yumurta sarısı, peynir, bisküvi den oluşan kahvaltı, öğlenleri meyve, akşamları da tarhana çorbası eşlik ediyor. Bu kadar beslenmenin tabii sonucu olarak da hiç yerinde durmuyor bizimki.

Bu arada Antalya'dan sonra İzmir'de de annemle babam Ege ile çok güzel vakit geçirdiler. Hatta benim orada olduğum haftasonu halası da geldi İzmir'den. Bu cuma Ege annesiyle Ankara'ya geliyor. Benim hasretim bitiyor sıra Antalya ve İzmir tayfasında.

Yandaki fotoğrafta da Ege'yi büyükannesi ile görüyoruz. İşte ailemizin en yaşlısı ile en genci birarada.

Geçen hafta Ege ve Görkem de birlikte zaman geçirme fırsatı buldular. Bu öğlen bana anlatıldığına göre Ege'yi Görkem'in sırtına bindirmişler, atçılık oynamış bizimkiler :)

İki aylık gezintiden sonra sanırım kendi evini biraz yadırgıyacak Ege. En çok da kalabalığa bu kadar alıştıktan sonra yalnız ben ve Arzu yetmeyeceğiz diye korkuyorum. Artık iş bize düşüyor.


Ne diyelim şu Cuma gelse de artık kavuşsak...